Terzi
8/7/2009 · Kategori: Haber
Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış... Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini...
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,
"Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış.
Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,
"Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi.
Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam,
"Ben terziyim" yanıtını alınca
"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.
Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.
Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.
Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.
Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.
Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın..."
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş...
Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle.......
Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,
Ama;
''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.
Yoksa zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama ''Çaya kaç şeker alırsın?''
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...
CAN YÜCEL
Gözler arasındaki ilişkiyi biliyor musun? Onlar birlikte göz kırparlar, birlikte ağlarlar, her şeyi birlikte görürler ve birlikte uyurlar. Buna rağmen asla birbirlerini görmezler. Arkadaşlık bunun gibi olmalı. Arkadaşsız hayat cehennem gibidir.
Sevgilerimle
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Kalp krizinin ilk fotoğrafı
21/1/2009 · Kategori: Haber
İlk kez kalp krizi sırasında kalbin durumu görüntülendi. Fotoğrafta kırmızı renk kanamalı bölgeyi gösteriyor.![]()
KALP krizi anında ilk kez kalbin içinde neler olduğunu gösteren fotoğraf çekildi. En kritik anda çekilen fotoğraf, iç kanamanın boyutunu izleyebilen doktorların hastanın ihtiyaçlarına göre müdahale edebilmesine yarayacak. Tıp biliminin daha gelişmiş tedavi ve teşhis yöntemlerini bulmasını sağlayacak.
Hasarı görüyoruz
Londra Imperial College Üniversitesi Tıp Araştırmaları Konseyi’nin Klinik Bilimler Merkezi’nde yapılan araştırmaya katılan Dr. Stuart Cook, "Kalp krizi anında ve sonrasında neler olduğunu ne kadar anlarsak, kalp krizinin neden olduğu hasara karşı mücadele edecek yeni yollar bulma şansımız o kadar artar" dedi. Araştırmacılar, üniversitenin hastanesinde tedavi gören kalp krizi geçirmiş 15 hastanın organlarının içindeki kanama görüntülerini çekmek için MRI (Manyetik Rezonans Görüntüleme) cihazlarını kullandılar.
MRI filmleri çekildikten sonra görüntüler bilgisayarda analiz edilerek kalp krizi sırasında iç kanama miktarının, kalbe verilen hasarın miktarıyla doğrudan bağlantılı olduğu bulundu.
Araştırmanın lideri Dr. Declan O’Regan, "Çalışmamız kalp krizlerinin neden olabileceği hasar hakkında bize yeni bilgiler veriyor" dedi.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Ek Gelir Elde Etmek İster misiniz?
14/1/2009 · Kategori: Haber
Nasıl Bir İş?
Öncelikle şunu belirtelim ki bu 5 kazanç kolu ayrı ayrı kazanç kolları değil, bir bütündür. Aynı anda 5 kolun tamamından kazanç sağlayabilirsiniz. Yada sadece satış yaparak veya sadece organizasyon ile ekip oluşturarak kazanabilirsiniz. |
Ayrıntılı bilgi için tıklayınız...
Üyelik için aşağıdaki linke tıklayınız.
http://www.erolmarketing.org/ref.aspx?rcn=13123
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Basında Oriflame
23/12/2008 · Kategori: Haber
Ev kadınlığından sıkıldı kozmetikte kariyer yaptı
Aileniz, arkadaşlarınız, komşularınız arasında mutlaka elinde bir broşürle size kozmetik ürünler satmaya çalışan ’güzellik danışmanları’na rastlamışsınızdır. Bu kişiler satışlardan elde ettikleri ciro üzerinden prim kazanırlar. Aslında kozmetik ürün satışı birçok kadın için çok cazip bir iş. Bu sayede hem kendi kozmetik ürün ihtiyaçlarınızı karşılayabilir hem de cep harçlığı elde edebilirsiniz. Fakat iş bununla sınırlı değil. Eğer isterseniz bu alanda çok güzel bir kariyer yapmanız da mümkün. 1967 yılında İsveç’te kurulan, 16 yıldır Türkiye’de hizmet veren kozmetik markası Oriflame’in Türkiye’de bu şekilde çalışan 135 bin, dünyada ise 2.7 milyon güzellik danışmanı var.
Güzellik danışmanlığıyla başlayıp satış ekibinizi geliştirerek liderlik, direktörlük, altın, safir, elmas executive veya başkanlık gibi farklı unvanlar alarak yükselebiliyorsunuz. Oriflame’de her yıl yükselenler kutlanıyor ve ödüllendiriliyor. Yine her yıl dünya çapında en iyiler açıklanıyor. Bu yılın Türkiye birincisi olan Özgül Cingil, şu ana kadar 17 direktör yetiştirdi, o direktörlerin altında liderler ve danışmanlarla birlikte 20 bin kişilik bir satış ekibi oluşturdu. Bu başarı ona "altın executive direktör" unvanı ve 30 bin dolar ödül getirdi. Oriflame için çalışan 135 bin kadın arasından Türkiye birincisi ve dünyada 2.7 milyon kadın arasından sıyrılıp 10’uncu oldu.
1960 Nevşehir doğumlu Özgül Cingil, öğretmen lisesinden mezun oldu ama dönemin siyasi olayları nedeniyle öğretmenlik yapmak istemedi. Çok sevdiği öğretmenlik mesleği yerine Öğretmenler Bankası’nda memur olarak işe başladı. 1.5 yıl çalıştıktan sonra evlenip eşiyle birlikte 1979 yılında İstanbul’a yerleşti. Bu sırada bir kızı oldu ve uzun sürecek bir ev kadınlığı dönemi başladı. Ev kadınlığına bir türlü alışamayan ve bir arayış içine giren Cingil, kızı 12 yaşına gelince gazetede gördüğü ilana başvurup bir temizlik firmasında part-time çalışmaya başladı. Ev kadınlarını ziyaret edip firmanın temizlik ürünleri hakkında bilgiler veriyordu. Burada insan ilişkileri konusunda çok şey öğrenen Cingil, 1.5 sene sonra gittiği bir kermeste tesadüfen Oriflame ile tanıştı. Bir parfüm aldı ve kendine yeni bir iş edindi. Daha önce hiç satış yapmadığı için, önce "ben buraya üye olayım hem kendi ihtiyaçlarımı daha ucuza alırım hem de cep harçlığım olur" diye düşündü. Daha sonra çalıştığı yerde iş arkadaşlarına kataloğu gösterince satış yapmanın o kadar korkulacak bir şey olmadığını gördü. Her ay yaptığı satışlardan cep harçlığını çıkarmaya başladı; o zamanlar işin büyüklüğünün farkında değildi. Bir müddet sonra tesadüfen tanıştığı bir direktörün kazandığı parayı duyunca bu işte kariyer imkanı görmeye başladı. Direktör olabilmek için ekip kurmak ve bu ekibinde 13 milyar ciro elde etmesi gerekiyor. Ekibe ne kadar çok kişi katarsanız o kadar iyi. Ekibiyle birlikte 13 milyar ciroya ulaşan, 1.5 milyar civarında prim alıyor. Bu ciroyu 6 ay boyunca yapan ise direktör oluyor.
Şubeleri olan ana bayi gibiyiz
Özgül Cingil, direktörlerin, şirketin kadrolu elemanları kadar etkili olduğunu söylüyor: "Kendi şirketinizin genel müdürü gibi oluyorsunuz. Bu işin püf noktası ekip kurmak. Sadece satış yaptığınızda cep harçlığı kazanıyorsunuz ama siz de kalkıp kendi ekibinizi kurduğunuzda şubeleri olan ana bayi gibi oluyorsunuz. Kaydettiğim her insan bana bağlı oluyor, onun altındaki insanlar da ağacı büyütmeyi sağlıyor. Tabii böyle olunca inanılmaz büyük bir satış ekibi ortaya çıkıyor, siz bir kişi kaydediyorsunuz o kişi bir anda 1.500 kişi olabiliyor. Benim satış ekibim 20 binin üzerinde. Ekibime şunu diyorum; ’Siz hiç 20 bin mağazası olan bir şirket tanıyor musunuz? Her mağazamızda bir rujumuz satılsa bizim kadar çok ruju satılan bir firma biliyor musunuz?’ 20 bin kişiyle iletişim halinde olmak zor olsa gerek. Ama şirket mantığı burada da devreye giriyor. Direktörler lidere, liderler danışmanlara bilgi aktarımı yaparak iletişim halinde kalıyorlar. Örneğin Özgül Cingil şu sıralar o toplantıdan o toplantıya koşarak satış ekibini yetiştirmeye çalışıyor. Ayın üçte birini şehirdışı seyahatlere ayırıyor. Oriflame’in eğitimleri vasıtasıyla 60 ülke gezen Cingil, bu işten elde ettiği parayla ev almış, kızını hep özel okullarda okutmuş. Hatta kocası Merter’deki tekstil şirketini kapatıp ona yardım etmeye başlamış. Eşi şimdi katalogların postalanması, telefon görüşmelerinin yapılması gibi işin lojistik ve komünikasyon tarafını yönetiyor. Özgül Cingil’e bu konuda yardımcı bir de sekreteri var. Hatta Işık Üniversitesi’nden mezun olan kızı da bir şirkette ürün sorumlusu olarak çalıştıktan sonra ’Anne ben hiç bir işte senin kadar kazanıp, senin kadar takdir göremem’ diyerek anne mesleğine soyunmuş, o da direktör olmuş. Cingil’in, Türk Ticaret Bankası’ndan müdür olarak emekli erkek kardeşi ile şef olarak emekli eşi ve öğretmen olan kız kardeşi de bu işi yapıp direktör olmuşlar
Güzellik danışmanlığı krizde en iyi meslek
Oriflame’in kayıtlı 135 bin danışmanı var. Bu sayının önümüzdeki yıl krizin de etkisiyle yüzde 35 artması hedefleniyor. Bu işi herkese tavsiye ettiğini söyleyen Özgül Cingil, "Eskiden bu işi sadece ev kadınları yapar gibi görülüyordu ama şimdi herkes yapıyor. Kimisi ek iş olarak kimisi işini bırakıp da geliyor. Kadının hayatını çok değiştiren bir meslek, kadına ekonomik özgürlüğünü kazandırıyor, kariyer yaptırıyor ve dünyayı da gezdiriyor aynı zamanda." Kriz başladığında beri onların işlerinde tersine bir artış olmuş. Özgül Cingil, şu aralar hiç olmadığı kadar çok toplantı ve görüşmeye katılıyor, nedeni ise işsiz kalmış ya da ek işe ihtiyacı olan pek çok kişinin bu işe soyunmuş olması. Kimi çocuğuna harçlık verebilmek için, kimi çocuğunu okutabilmek için, kimi de işsiz kalan eşine destek olmak için bu mesleği tercih ediyor.
2.7 milyon danışmanları var
Kozmetik ve güzellik ürünleri alanında faaliyet gösteren Oriflame 1967’de İsveç’te kuruldu. 16 senedir Türkiye’de olan Oriflame’in 60 ülkede 7.000 çalışanı var. Şirketin geçen yılki global cirosu ise 1.1 milyar Euro. 60 ülkede 2.7 milyon güzellik danışmanı bulunan Oriflame’in Türkiye’deki danışman sayısı 135 bin. Güzellik danışmanları Oriflame’in kozmetik ürünlerinin satışını gerçekleştirerek, şirkete kazandırdıkları cirodan belirli bir miktar prim alıyorlar.
Bu işte kazançlar çok değişken
Kriz sadece satış ekiplerinin sayısını artırmakla kalmamış satışlar da artırmış. Artık mağazalara eskisi kadar rağbet olmadığı için insanlar kozmetik ihtiyaçlarını muhabbet sırasında en yakın arkadaşlarının onlara gösterdiği katalogdan satın alır olmuş. Özgül Cingil’in verdiği bilgiye göre bu işi ek iş olarak yapanlar arasında çok sayıda hemşire, öğretmen ve doktor var. Cingil, bu işe ilk başlayanların önce ailelerine, komşularına, iş arkadaşlarına satış yaptıklarını daha sonra eğitimler alıp gittikleri alışveriş merkezlerinde, şirketlerde de satış yapar hale geldiklerini söylüyor. En kolay satış yapanlardan biri de çalışan kesim: "Bugün insanların gidip dışarıdan alışveriş yapmaya vakti yok, mesela arkadaşı bir katalog getirdiğinde fazla zorlayan bir satış şekli olmuyor." Bu işte kazançlar ise çok değişken. Önemli olan bu işi niye yaptığınız, ben sadece ihtiyaçlarımı karşılamak istiyorum veya kazandığım parayla geçinmek istiyorum da diyebilirsiniz. O nedenle bu işten ayda 5 lira kazanan da var 1.000 YTL kazanan da.
Gazetelerde bu hafta yayımlanan Oriflame Haberleri...
Hürriyet - Ekonomi 22 Aralık 2008 "Ayda 20 bin YTL kazananları görüyor işsiz doktor da kozmetik pazarlıyor"
Hürriyet - İnsan Kaynakları 21 Aralık 2008 "Ev kadınlığından sıkıldı kozmetikte kariyer yaptı"
Referans Gazetesi - İş ve İnsan 22 Aralık 2008 "İsveçli kozmetikçi Oriflame Doğulu kadına odaklandı"
Vatan Gazetesi - Ekonomi 22 Aralık 2008 "İşsiz kalan bankacılar makyaj malzemesi satmak için sıraya girdi"
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
Çinliler'den "Çakma iPhone" Teknoloji
3/12/2008 · Kategori: Haber
Türkiye'de piyasaya çıkalı henüz 1 hafta bile olmadan iPhone 3G'nin taklidi piyasaya sürüldü. Türkçe menüye sahip 'çakma' cihaza çift SIM kart takılabiliyor. 1500 dolarlık iPhone'a inat taklit cihazın fiyatı sadece 120 dolar.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::
